top of page

 

Lütfen yorumlarınızı, önerilerinizi veya düzeltmelerinizi iletmekten çekinmeyin.

Adil Yargılanma Hakkı


adil yargılanma hakkı, mahkeme, hakim, dava

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde ve Anayasamızın 36. maddesinde düzenlenmiştir. Anayasamız herkesin meşru vasıta ve yollardan mahkemeler önünde davacı ve davalı olabilme ve adil yargılanma hakkı vardır demektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi de herkesin kanun ile kurulmuş olan tarafsız ve bağımsız mahkemeler önünde aleni olarak ve makul bir sürede hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanma hakkı olduğundan söz edilmektedir. Bu artık anayasada düzenlenmiş olan temel hak ve özgürlüklere ilişkin bir ilke olduğu için bunu artık medeni yargıya özgü bir ilke olarak zikredebilmemiz mümkün değildir, bu hem medeni yargı alanında em ceza yargısında hem idari yargıda hem anayasa yargısının kendi içerisinde geçerli temel bir ilkedir. Olmazsa olmaz bir ilkedir. Yargılamanın gerçek anlamda hukuk devletinden ve bir yargılamadan söz edebilmemiz için varlığın mutlak olarak aranan ilkedir.


Peki ne zaman adil yargılanma hakkının mevcut olduğundan söz ederiz bunun unsurları nelerdir?


Unsurlarını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinden çıkarıyoruz. Kanuni, bağımsız, tarafsız bir mahkeme önünde yargılanma, makul sürede yargılanma, aleni olarak yargılanma ve son olarak hakkaniyete uygun olarak yargılama, adil yargılanma hakkının unsurlarıdır. Birincisi kanuni bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde yargılanma kanuni kurulmuş bir mahkemeye ihtiyacımız var. Bizim zaten hem anayasamız hem de kanunlarımız da bu açıkça zikrediliyor. Anayasa 142. madde diyor ki “Mahkemelerin kuruluş görev ve yargılama usulleri ancak kanunla düzenlenir.” Anayasa ile güvence altına alınmış, dolayısıyla bir mahkeme kuracaksınız, mahkemenin görev ve yetkisini belirleyeceksiniz, yargılama usulleri düzenleyeceksiniz bunu ancak kanun ile yapabilirsiniz. Bu adil yargılanma hakkının bir gereğidir bunu yalnızca kanunla yapmış olmanız da yetmez, tabii hakim ilkesi yani kanunla ve uyuşmazlıktan önce bunun düzenlenmiş olması lazım, mahkemenin kurulmuş olması lazım yoksa kanun ile kurmuş olsanız bile salt bir uyuşmazlığı, somut bir uyuşmazlığı görmesi için eğer bir mahkeme kurarsanız, bu defa bu mahkeme kanunla kurulmuş olur, kanuni mahkeme olur ama tabii hakim ilkesi ihlal etmiş olursunuz. Salt bir uyuşmazlığa özgü mahkeme kurduğunuz için. Bunun bizde tipik örneği 60 darbesinden sonra kurulan mahkemelerdir sadece uyuşmazlıklara bakmak için kurulmuş ve kaldırılmış mahkemelerdir, kanuna kurulmuşlardır fakat tabii hakim ilkesi ihlal eden salt bir uyuşmazlığa bakmak maksadıyla kurulmuş oldukları için dolayısıyla adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak tabii hakim ilkesinin ihlali söz konusudur. Uyuşmazlığın kendisinin önüne gideceği mahkemenin önceden ve kanunla düzenlenmiş olmasını gerektiriyor olacak. Önceden de maksadımız belirli bir uyuşmazlığa özgü bir mahkemenin o uyuşmazlık ortaya çıktıktan sonra kurulmamış olması anlaşmaya çalışıyoruz bağımsız ve tarafsız bir mahkeme konusunda ise hiç tereddüttümüz yok ve bunların bütün erklerden, idareden, yasamadan hatta yargıdan dahi bağımsız olması gerektiğinden söz ettik. Bu hususta en önemli mesele sosyal medya için aslında bunu engelleyen ceza kanunda maddeler var, bu normlar sadece yazılı ve görsel medya için kurulan sosyal medya için yokmuş gibi davranıyor. Bağımsızlık her güce karşı bağımsızlıktır o yüzden bu sosyal medya karşı geçerli olduğunda söylememiz lazım. Yazılı ve sözlü medyada bu bir şekilde sınırlandırılabiliyor çünkü ifade özgürlüğü biz de çok yanlış algılanıyor. 3. olarak da bu bağımsızlığın taraflara da yönelik olması lazım taraflardan da bağımsız olması lazım tarafsız olması lazım kanunumuzda ki tarafsızlığı sağlayan müessese hakimin reddi ve yasaklılığı müesseseleridir.


Makul bir sürede yargılanmanın bitirilmesi lazım, makul süreden maksat dikkat edin yargılamanın hızlıca bitirilmesi demiyoruz çünkü biz ne pahasına olursa olsun yargılama bir an önce bitsin istemiyoruz, o yargılamanın, o yargılamanın gerektirdiği süre içerisinde tamamlanmış olmasını bekliyoruz. Bu bazen bir uyuşmazlıkta 8 ay olabilir, bir başka uyuşmazlıkta 3 yıl makul bir süre olarak değerlendirebilir. 5 yıldan uzun süren uyuşmazlıklarda makul sürenin aşıldığını söylemek mümkün olabilir. Anayasanın 141. maddesinde düzenlenmiştir bu durum, aynı zamanda usul ekonomisi ilkesi ile de bağlantılıdır.


Aleni olarak yargılanma unsuru ise alenilik ilkesi olarak tekrar ifade edeceğiz, hem anayasamızın 141. maddesinde düzenlenmiş duruşmaların aleni olması meselesi, hem de medeni yargı açısından Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 28. maddesinde düzenlenmiş aleni yargılanma bunu neleri kapsadığını alenilik ilkesinde konuşacağız. Bir diğer unsur olan hakkaniyete uygun yargılanma unsurudur bu da iki şekilde karşımıza çıkar:


Birincisi ifade olarak kötü olsa da silahların eşitliği ilkesi yargılamayı bir çatışma düzenli olarak uyguladığımız için burada silahlardan sonra etmek gerekiyor. Maksat tarafların usulü hak ve yetkiler açısından eşit imkanlara sahip olması gerektiğinden bahsediyoruz, yargılama açısından yargılamanın gerçekleştirilmesi sırasında usuli hak ve yetkiler noktasındaki eşitliklerden bahsediyoruz ve bunun kural olarak mutlak olduğundan bahsediyoruz. Dikkat edin maddi hukuk açısından sosyal ve ekonomik açıdan zayıf olan tarafın koruyabilirsiniz, tüketiciyi koruyabilirsiniz, kadını koruyabilirsiniz, işçiyi koruyabilirsiniz ama bunları maddi hukuk ilişkisine düzenlerken yaparsınız yoksa maddi hukuk ilişkisi sebebiyle uyuşmazlık ortaya çıktıktan sonra mahkemeye müracaat edildiği ise artık yargılamada sahip olunacak usuli hak ve yetkiler noktasında tarafları eşit davranmış olmanız lazım, bu adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Dolayısıyla özellikle bu bizde iş hukukunda karşımıza çıkıyor, usul hukukuna ilişkin bir müessese yorumlarken zayıf tarafını lehine diye bir yorum müessesesi bizde yok. Örneğin bir davada görevli mahkemenin tespiti açısından işçi lehine yorum yapıyor olamazsınız. Kadın lehine yorum yapıyorum, tüketici lehine yorum yapıyorum diye bir yorum yapamazsınız, bunlar madde hukuk açısından geçerlidir. Yani sosyal ve ekonomik açıdan zayıf olan tarafın maddi hukuk açısından korunması mümkündür. Bir maddi hukuk normlarına atıf yaparken zayıf tarafı lehine yorumlayabilirsiniz ama usuli hak ve yetkiler açısından ispat kuralları açısından, ispat araçları açısından, ispat ölçüsü açısından açıkça düzenleme dediyse maddi hukuk ispat ölçüsü, ispat yükü açısından bu şekilde usule ilişkin hak ve yetkiler noktasında açık bir düzenleme yapmadıysa ki yapmamış olması icap eder, yargılamada herkesin eşit usuli hak ve yetkilere sahip olması lazım. işçiyi koruyacağız diye o 3 defa dilekçe versin, işveren bir defa dilekçe versin diye bilmeniz mümkün değil, böyle bir şey yaparsınız karşı tarafın adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelecektir. İş mahkemelerinde, tüketici mahkemelerinde, aile mahkemelerinde maalesef bizim hukuk sistemimiz içerisinde diyebilirsiniz ki diğer mahkemelerde ne kadar sağlanıyor ama bu mahkemelerde adil yargılanma hakkının bu boyutuyla ciddi anlamda zarar gördüğünü söyleyebilmek mümkündür. İş mahkemelerinde istatistiklere bakacak olursanız yüzde yetmişi işçi lehine sonuçlanıyor. Aile mahkemelerinde çoğunlukla kadın lehine sonuçlanıyor. Tüketici mahkemelerinde neredeyse yüzde yüze yakın tüketici lehine sonuçlanıyor, sağlıklı bir yargılama yapamamaktan kaynaklanıyor yoksa karşı tarafın hep haksız olduğundan değil. Silahların eşitliğinden maksadımız usuli hak ve yetkiler noktasındaki eşitlik adil yargılanma hakkının bir gereğidir, maddi hukuktan bahsetmiyorum. Maddi hukuk açısından sosyal ve ekonomik durumu zayıf olan tarafı koruyabilirsiniz ama pozitif ayrımcılık yargılamaya ilişkin usulü hak ve yetkiler konusunda yapamazsınız, bunu yaparsanız bu adil yargılanma hakkının ihlali olur, hakkaniyete uygun bir yargılama yapmamış olursunuz.

Hakkaniyete uygun yargılanma unsurunun ikinci ayağı ise hukuki dinlenilme hakkıdır bir kimsenin kendi hukuki durumunu ilgilendiren mesela hakkında bilgilendirilmesi yetmez, bu konuda açıklama bilmesi ispat hakkını kullanabilmesine, yapmış olduğu bu açıklamaların ve ispat faaliyetlerinin mahkemece de dikkate alınmış olması gerekir diyeceğiz. Dolayısıyla adil yargılanma hakkı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi ve Anayasamız’ın 36. maddesinde düzenlenmiştir, kanuni, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde, makul sürede aleni olarak, hakkaniyete uygun olarak yargılanmaya ifade eder.

Commentaires


bottom of page