Lütfen yorumlarınızı, önerilerinizi veya düzeltmelerinizi iletmekten çekinmeyin.

Reczkowicz-Polonya Kararı & Kanunla Kurulmuş, Tarafsız ve Bağımsız Bir Mahkemede Yargılanma Hakkı


RECZKOWICZ - POLONYA

(Başvuru No : 43447/19)


KARAR


Madde 6 § 1 (hukuk) • Mevzuat reformunun ardından yeni kurulan Yüksek Mahkeme Disiplin Dairesi'ne hakimlerin atanmasındaki ciddi usulsüzlükler nedeniyle “kanunla kurulmuş mahkeme” hakkının özü zedelenmiştir • Madde 6, sivil başlığı altında uygulanabilir • Guðmundur Andri Ástráðsson - İzlanda [BD] davasında formüle edilen üç aşamalı testin uygulanması • Yüksek Mahkemenin kapsamlı değerlendirmesi ve gerekçeli tespiti, yasama ve yürütmeden bağımsız olmayan, reforme edilmiş Ulusal Yargı Konseyi tarafından doğası gereği yetersiz yargı atama prosedürü nedeniyle açık bir iç hukuk ihlali olduğu • Anayasa Mahkemesi'nin önündeki soruların Sözleşme açısından kapsamlı, dengeli ve nesnel analizini yapmaması ve Yargıtay(Yüksek Mahkeme)'ın bulgularını baltalamaya yönelik eylemler • İddia edilen kusurlara itiraz etmek için iç hukuk yolunun olmaması


STRASBOURG

22 Temmuz 2021


...

1. Mahkemenin Değerlendirmesi

(a) Genel İlkeler

216. Yakın tarihteki Guðmundur Andri Ástráðsson (yukarıda anılan, § 218) kararında, Mahkeme'nin Büyük Dairesi, “kanunla kurulmuş mahkeme” kavramının kapsamını ve verilmesi gereken anlamı netleştirmiştir. Mahkeme, “mahkeme”nin “kanunla kurulması” şartının amacının “demokratik bir toplumda yargı teşkilatının yürütmenin takdirine bağlı olmamasını, bunun yerine parlamentodan çıkan bir yasa ile düzenlenmesini sağlamak” olduğunu yinelemiştir.” (ibid., § 214, daha fazla referansla). Mahkeme, bu kavramın bileşenlerini tek tek analiz etmiş ve amacını en iyi şekilde yansıtacak ve nihayetinde sunduğu korumanın gerçekten etkili olmasını sağlayacak şekilde nasıl yorumlanması gerektiğini değerlendirmiştir.

217. “Mahkeme” kavramına ilişkin olarak, mahkemenin yerleşik içtihadından kaynaklanan gerekliliklere ek olarak, ayrıca, liyakat esasına göre seçilen yargıçlardan oluşması, yani teknik yeterlilik ve ahlaki bütünlük gereklerini yerine getiren yargıçlardan oluşması bir “mahkeme” fikrinin özünde vardı. Mahkeme, yargı hiyerarşisinde bir mahkeme ne kadar yüksekte yer alırsa, uygulanabilir seçim kriterlerinin o kadar zorlu olması gerektiğini kaydetmiştir (ibid., §§ 220 222).

218. Mahkeme, “kurulmuş” terimiyle ilgili olarak, yargıyı yasa dışı dış etkilere, özellikle yürütmeden, aynı zamanda yasama organından veya yargının kendisinden korumak olan bu şartın amacına atıfta bulunmuştur. Bu bağlamda, yargıçların atanması sürecinin zorunlu olarak “kanunla kurulmuş” kavramının doğal bir unsurunu oluşturduğunu ve katı bir inceleme gerektirdiğini tespit etmiştir. Yargıç atama sürecini düzenleyen yasanın ihlali, ilgili yargıcın bir davanın incelenmesine katılımını “usulsüz” hale getirebilir (ibid., §§ 226 227).

219. Mahkeme, “kanunla” ibaresine ilişkin olarak, üçüncü bileşenin aynı zamanda “hukuka uygun olarak kurulmuş bir mahkeme” anlamına geldiğine açıklık getirmiştir. Mahkeme, atama sürecine keyfi müdahalelere izin vermemek için, adli atamalara ilişkin ilgili iç hukukun mümkün olduğu ölçüde açık ifadelerle düzenlenmesini(ifade edilmesi) gerektiğini gözlemlemiştir (ibid., §§ 229-230).

220. Akabinde Mahkeme, “kanunla kurulmuş bir mahkeme” olması gerekliliği ile bağımsızlık ve tarafsızlık koşulları arasındaki etkileşimi incelemiştir. Mahkeme, “kanunla kurulmuş bir mahkeme” hakkının Sözleşme'nin 6 § 1 maddesi uyarınca tek başına bir hak olduğunu belirtmesine rağmen, mahkemenin içtihadında bu hak ile “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” güvenceleri arasında çok yakın bir ilişki formüle edilmiştir. 6 § 1 maddesinin kurumsal gereklilikleri, hukukun üstünlüğünün ve kuvvetler ayrılığının temel ilkelerini destekleme olağan amacını paylaşmıştır. Mahkeme, “kanunla kurulmuş mahkeme” şartı kapsamındaki incelemenin, belirli bir davada iddia edilen usulsüzlüğün, yukarıda belirtilen temel ilkeleri baltalayacak ve söz konusu mahkemenin bağımsızlığını tehlikeye atacak kadar ciddi olup olmadığını sistematik olarak araştırmak zorunda olduğuna karar vermiştir (ibid. ., §§ 231 234).

221. Mahkeme, belirli bir adli atama prosedüründeki usulsüzlüklerin, kanunla kurulmuş bir mahkeme hakkının ihlalini gerektirecek kadar ağır olup olmadığını ve yarışan/çakışan ilkeler arasındaki dengenin devlet makamları tarafından sağlanıp sağlanmadığını değerlendirmek için kümülatif olarak alınan üç kriterden oluşan bir eşik testi geliştirmiştir (ibid., § 243).

222. İlk olarak, ilke olarak, ihlalin nesnel ve gerçekten tanımlanabilir olması gerektiği anlamında, iç hukukun açık bir ihlali olmalıdır. Bununla birlikte, böyle bir ihlalin olmaması, kanunla kurulmuş bir mahkemeye başvurma hakkının ihlali olasılığını ortadan kaldırmaz, çünkü görünüşte iç hukuka uygun görünen bir usul, bu hakkın konusu ve amacı ile bağdaşmayan sonuçlar doğurabilir. Durum buysa, Mahkeme, sözleşmedeki anlamı kapsamında, ilgili ulusal kuralların uygulanmasının sonuçlarının “kanunla kurulmuş mahkeme” hakkının özel gerekleriyle uyumlu olup olmadığını belirlemek için aşağıda belirtilen testin ikinci ve üçüncü bölümleri kapsamında incelemesini yapmalıdır.

223. İkinci olarak, söz konusu ihlalin “kanunla kurulmuş bir mahkeme” gerekliliğinin konusu ve amacı ışığında değerlendirilmesi, yani, yargının görevlerini aşırı müdahale olmaksızın yerine getirebilmesini sağlamak ve böylece hukukun üstünlüğünü ve kuvvetler ayrılığını korumaktır. Buna göre, atama sürecinin meşruiyetiyle hiçbir ilgisi olmayan tamamen teknik nitelikteki ihlallerin ilgili eşiğin altına düştüğü kabul edilmelidir. Aksine, atamadaki en temel kuralları tamamen göz ardı eden veya aksi takdirde “kanunla kurulmuş” şartın amaç ve etkisini zayıflatabilecek ihlaller, bu şartın ihlali olarak değerlendirilmelidir (ibid., § 246).

224. Üçüncü olarak, yargı atamalarına ilişkin bir ulusal kuralın ihlalinin yasal sonuçlarına (bir bireyin Sözleşme hakları açısından) ilişkin olarak, varsa, ulusal mahkemeler tarafından yürütülen inceleme, böyle bir ihlalin, kanunla kurulmuş mahkeme hakkının ihlali anlamına gelip gelmediğini belirlemede önemli bir rol oynar ve bu nedenle testin kendisinin bir parçasını oluşturur. Ulusal mahkemeler tarafından böyle bir ihlalin yasal etkilerinin değerlendirilmesi, ilgili sözleşme içtihatları ve bunlardan türetilen ilkeler temelinde gerçekleştirilmelidir (ibid., §§ 248 ve 250).


İlkelerin mevcut başvuruya/davaya uygulanması

(i) Ön Açıklamalar

225. Mevcut davada, “yasayla kurulmuş bir mahkeme” hakkının ihlal edildiği iddiası, Polonya yargı sisteminin yakın zamanda yeniden düzenlenmesinin ardından kurulan Yüksek Mahkeme Disiplin Dairesi ile ilgilidir. Başvuran özellikle, bu Dairenin yargıçlarının, NCJ'nin tavsiyesi üzerine Polonya Cumhurbaşkanı tarafından atandığını, iç hukuk ve hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı ilkelerinin açıkça ihlal edildiğini iddia etmiştir.

226. Buna göre Mahkeme, başvurucunun davasının Yargıtay Disiplin Dairesi (tüm görev yapan/oturan yargıçların ihtilaflı prosedürde atandığı bir mahkeme) tarafından görülmesinin başvurucunun “kanunla kurulmuş mahkeme” hakkının ihlaline yol açıp açmadığını inceleyecektir. Bu incelemeyi, Guðmundur Andri Ástráðsson davasında Mahkeme tarafından formüle edilen üç aşamalı testin ışığında yapacaktır (ibid., § 243).

(ii) İç hukukun açık bir ihlali olup olmadığı

227. Testin ilk unsuruna göre Mahkeme, Yargıtay Disiplin Dairesi'ne hakimlerin atanmasına ilişkin prosedürde ilgili iç hukuka aykırı olup olmadığını belirlemek zorundadır. Taraflar bu konuda anlaşmamıştır(anlaşamadı). Taraflar, iddialarını desteklemek için, verilen kararlarda(2017-2020 yıllarında verilen kararlar, bir tarafta Yargıtay/Yüksek Mahkeme, diğer tarafta Anayasa Mahkemesi kararı) ifade edilen zıt görüşlere dayandılar.

228. Başvuran, Yüksek Mahkemenin, Disiplin Kurulu'na hakimlerin atanması sürecinde, iç ve uluslararası hukuka ve hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı ve yargının bağımsızlığı ilkelerine temelden aykırılık oluşturduğunu açıkça tespit ettiğini vurguladığı 5 Aralık 2019 tarihli kararındaki vardığı sonuçlara ve 23 Ocak 2020 tarihli yorumlayıcı kararına büyük ölçüde güvenmiştir.

Başvuran özellikle, NCJ'nin yasama ve yürütme yetkilerinden bağımsızlığını ortadan kaldıran 2017 Değişiklik Yasası kapsamında NCJ yargı üyelerinin seçilme biçimindeki değişikliğin bir sonucu olarak, iç hukukun ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Sonuç olarak, NCJ'nin Yüksek Mahkeme yargıçları olarak görev yapacak adayların seçimine dahil olması ve seçilen kişilerin Başkan'a sunulması önerileri, yargısal atama prosedürünü tehlikeye atmıştır. Ayrıca, Yüksek Mahkemenin kararlaştırdığı gibi, Polonya Cumhurbaşkanı tarafından, Başbakan'ın imzası olmaksızın Yüksek Mahkeme'deki boş pozisyonları duyurması nedeniyle iç hukukun ikinci kez ihlal edildiğini, böylece NCJ tarafından daha önce sunulan adayların atanmasını baştan geçersiz kılındığını(bkz. yukarıdaki 188-189. paragraflar) ileri sürmüştür.

229. Hükümet, NCJ ve Yüksek Mahkeme reformunun Anayasa ve ulusal mevzuata uygun olarak gerçekleştirildiğini iddia etmiştir. NCJ'nin organizasyonunu düzenleyen yasal hükümlerde yapılan ve Sejm'e NCJ'nin yargı üyelerini seçme yetkisi veren değişikliğin, Anayasa Mahkemesi'nin 20 Haziran 2017 tarihli kararını uygulamak için 2017 Değişiklik Yasası ile getirildiğini vurgulamıştır (K 5 /17; bkz. yukarıdaki 108-111. paragraflar). Anayasa Mahkemesi 20 Haziran 2017 tarihli kararında, NCJ yargı üyelerinin görev sürelerinin hem bireysel karakterinin hem de NCJ hakkındaki 2011 Yasası uyarınca seçilme biçimlerinin anayasaya aykırı olduğuna karar verdi.

Ayrıca, onlara(Hükümet) göre, Cumhurbaşkanının Yüksek Mahkemedeki boş kadrolara ilişkin duyurusu, geçerli olması için Başbakanın imzasını gerektirecek nitelikte değildi (bkz. yukarıdaki 203. paragraf).

Hükümet, Yargıtay'ın 23 Ocak 2020 tarihli kararına ilişkin olarak, kendi ifadeleriyle Anayasa Mahkemesi'nin 20 Nisan 2020 tarihli kararıyla(U 2/20; bkz. yukarıdaki 115-117 ve 202. paragraflar), kararın bazı anayasal hükümlere aykırı olduğuna karar verildiğinden “kaldırıldığı” için tespit ve sonuçlarının Mahkemenin değerlendirmesinde dikkate alınamayacağı görüşünü benimsemiştir.

230. Polonya yüksek mahkemelerinin, iç hukukun açık bir ihlali olup olmadığı konusunda temelde birbirine zıt iki görüşüyle karşı karşıya kaldığından, Mahkeme, daha önceki birçok davada yaptığı gibi, normalde ulusal mahkemenin bulguları keyfi veya açıkça mantıksız olarak kabul edilemedikçe, iç hukukun nesnel ve gerçekten tanımlanabilen açık bir ihlalinin olup olmadığını ulusal mahkemelerin yorumuna bırakacağını vurgulayacaktır(bkz. yukarıda anılan Guðmundur Andri Ástráðsson, § 244, Mahkeme'nin içtihadına daha fazla atıf için).

Ancak, ilgili ulusal kuralların ihlali tespit edildiğinde, ulusal mahkemeler tarafından bu tür ihlalin yasal etkilerinin değerlendirilmesi, ilgili Sözleşme içtihatları ve bundan türetilen ilkeler temelinde gerçekleştirilmelidir. Ulusal mahkemelerin gerçekleri ve şikayetleri Sözleşme standartları ışığında usulüne uygun olarak değerlendirdiği, söz konusu çatışan çıkarları dengede yeterince tarttığı ve gerekli sonuçları çıkardığı durumlarda, Mahkeme, kendi değerlendirmesini ulusal mahkemelerin değerlendirmesinin yerine koymak için güçlü nedenlere ihtiyaç duyacaktır. Buna göre, ulusal mahkemeler ilgili dengenin nasıl sağlanacağını belirleme konusunda takdir yetkisine sahip olmakla birlikte, yine de bu dengeleme uygulamasını üstlenirken ulusal mahkemelerin Sözleşme'den kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeleri gerekmektedir (ibid. § 251, Mahkeme’nin içtihadına daha fazla atıf için).

231. Dolayısıyla Mahkeme'nin mevcut davadaki görevi, iç hukukun uygulanması ve yorumlanmasıyla ilgili mevcut fikir ayrılıklarını çözmek veya uygulanabilir hükümlerin değerlendirilmesinde ulusal mahkemelerin yerine geçmek değildir. Ancak, yukarıdaki ilkelerin ışığında, Polonya mahkemelerinin ilgili kararlarında, söz konusu çeşitli menfaatler ile menfaatler arasında gerekli dengeyi kurup kurmadığını ve bu uygulamayı gerçekleştirirken ve sonuçlara varırken, “kanunla kurulmuş bir mahkemenin” gerektirdiği Sözleşme standartlarına gereken özen ve riayeti gösterip göstermediklerini gözden geçirmektir.

232. Adli atama usulüne ilişkin iç hukuk hükümlerine ilişkin olarak, bunların Anayasa'da, 2017 Değişiklik Yasası ile değiştirildiği şekliyle NCJ'ye ilişkin 2011 Yasası'nda ve Yüksek Mahkeme'ye ilişkin 2017 Yasası'nda yer alması ortak bir zemindir. Bir bütün olarak okunan bu hükümlere göre, yargıçlar, NCJ'nin tavsiyesi(NCJ'nin adayları değerlendirdiği ve aday gösterdiği rekabetçi bir seçim prosedüründen sonra yayınladığı bir tavsiye) üzerine Polonya Cumhurbaşkanı tarafından Yüksek Mahkeme de dahil olmak üzere tüm mahkeme seviyelerine ve türlerine atanır. NCJ'nin Polonya Cumhurbaşkanı'na aday önermesi, herhangi bir adli atama için olmazsa olmaz bir koşuldur (bkz. Anayasa'nın 179. Maddesi, yukarıda 59. paragraf). Başkan, bu şekilde tavsiye edilmeyen bir yargıcı atayamaz, ancak aynı zamanda Hükümet tarafından önerildiği üzere, tavsiye edilen bir yargıcı atamamakta da özgürdür.

233. NCJ'nin kendisi, Anayasa'nın 186 § 1 maddesi uyarınca ana rolü mahkemelerin ve yargıçların bağımsızlığını korumak olan bir anayasal organdır. NCJ'nin oluşumu, NCJ'nin aşağıdaki şekilde oluşmasını sağlayan Anayasa'nın 187 § 1 maddesi ile belirlenir: (1) Yüksek Mahkemenin Birinci Başkanı, Adalet Bakanı, Yüksek İdare Mahkemesi Başkanı ve Cumhurbaşkanı tarafından atanan bir kişi; (2) Yargıtay, asliye mahkemeleri, idare mahkemeleri ve askeri mahkemeler hâkimleri arasından seçilen on beş hâkim; ve (3) Sejm tarafından Milletvekilleri arasından seçilen dört üye ve Senato tarafından Senatörler arasından seçilen iki üye. Anayasa'nın 187 § 4 maddesi uyarınca, teşkilat yapısı, faaliyet kapsamı ve NCJ'nin çalışma usulleri ile üyelerinin seçim şekli kanunla belirlenir (bkz. yukarıdaki 59. paragraf).

234. Yukarıda belirtildiği gibi, başvuranın birincil argümanı, iç hukukun ilk açık ihlalinin, bundan böyle Sejm tarafından seçilecek(daha önce eşitleri/hakimler tarafından) olan ve NCJ'nin on beş yargı üyesinin seçim şeklini değiştiren ve organın artık yasama ve yürütme erklerinden bağımsız olmamasına neden olan 2017 Değişiklik Yasasından kaynaklandığıdır.

235. Mahkeme, bir ön değerlendirme yoluyla, ihtilaf konusu yasanın, hükümet tarafından 2017 yılında başlatılan Polonya yargısının yeniden düzenlenmesine ilişkin mevzuatın bir parçası olduğunu ve bu nedenle, tek başına değil, bağlam içinde görülmesi gerektiğini gözlemleyecektir. Polonya hukukunda bu amaçla gerçekleştirilen eşgüdümlü değişikliklerin ve bu değişikliklerin ve Polonya yargı sistemi üzerindeki etkileri çok sayıda uluslararası örgüt ve organın dikkatini çekmiş, endişesine yol açmış ve ABAD nezdinde birçok davaya konu olmuştur (ayrıca bkz. yukarıdaki 177-178. paragraflar).

236. Hükümete göre, 2017 Değişiklik Yasası, Anayasa Mahkemesinin 20 Haziran 2017 tarihli, Anayasa'nın 2. maddesi ile bağlantılı olarak 187 § 1 (2) maddesi ile bağdaşmayan(ikinci madde hukukun üstünlüğü ilkesini güvence altına almaktadır/bkz. yukarıdaki 109 ve 197. paragraflar)) ve NCJ üyelerinin olağan mahkemeler ve idare mahkemeleri yargıçları arasından seçilmesine ilişkin usulü düzenleyen hükümlerin uygulanmasına ilişkin kararının uygulanması amacıyla çıkarılmıştır.

Önceki düzenlemeye göre, NCJ'nin yargı üyeleri yargıçlar tarafından seçilirdi; bu kural, 20 Haziran 2017 tarihli söz konusu karara kadar, Polonya hukuk düzeninde sıkı bir şekilde yerleşmişti ve Anayasa Mahkemesi tarafından 18 Temmuz 2007 tarihli kararında kesin olarak teyit edilmiştir (bkz. yukarıdaki 107. paragraf). Hükümet, Anayasa Mahkemesinin Haziran 2017 kararındaki duruşu doğrultusunda, önceki modelin yerini “daha demokratik” bir modelle değiştirdiğini ve bu değişikliğin, alt mahkemelerde görev yapan yargıçlara karşı ayrımcılığa neden olan çeşitli mahkeme düzeylerinde yargıçların seçilmesine ilişkin olarak şimdiye kadar var olan (haksız olduğu görüşüne göre) muamele farklılığının(onlara seçimlerde eşit fırsatlar sunmadığı için) ortadan kaldırılması ihtiyacından kaynaklandığını savundu(yukarıdaki paragraf 200'e bakın).

237. Mahkeme, yargı üyelerinin NCJ'ye seçilmesine ilişkin yeni model için izlenen amacın ve verilen genel gerekçelerin ilk bakışta meşru kabul edilebileceğini kabul etmektedir.

Ancak, yukarıda vurgulandığı gibi, Sözleşme'nin gerektirdiği şekilde, söz konusu çatışan çıkarları dengede tartarak usulüne uygun olarak yürütülen bir değerlendirmeye dayandırılmadan, bu gerekçe tek başına Anayasa Mahkemesi'nin önceki içtihadını tamamen bozduğunu kanıtlamak için yeterli görülemez(bkz. yukarıdaki 230. paragraf).

238. Bu bağlamda Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin mevcut yapısındaki muhalefet beyanı dışında NCJ (Yargı) üyelerinin yargıçlar tarafından seçileceğini belirten 18 Temmuz 2007 tarihli karardaki pozisyona katılmadığını gözlemlemektedir. Anayasa Mahkemesi, önceki kararda(18 Temmuz 2007) yer alan hukuki argümanlarla esaslı bir şekilde ilgilenmemiştir. Kararın, Aralık 2015'te beş yeni yargıcın seçilmesinin ardından Anayasa Mahkemesi'nin bileşiminin değişmesinden sonra verildiği doğru olsa da (olgusal ayrıntılar için Xero Flor w Polsce sp. z oov Polonya'daki seçim sürecine ilişkin bilgilere bakınız, no. 4907/18, §§ 8-35, 7 Mayıs 2021 (henüz nihai değil); ayrıca bkz. yukarıdaki 112. paragraf), bu tek başına Anayasa'nın yeni ve farklı bir yorumunu oluşturmak için bir zemin oluşturmaz. Ayrıca bu, Anayasa Mahkemesi yargıçlarının, önceki yargıçlar tarafından verilmiş olan, uygulanmasında evrensel olarak bağlayıcı olan ve önceki on yıl boyunca meri olan nihai karardan ayrılmaları için ikna edici gerekçeler sunmaları(veya belirli yasal hususları açıklamaları) için bir engel olmamalıdır(ayrıca bkz. yukarıda paragraf 59'da belirtilen Polonya Anayasası'nın 190. Maddesi).

239. Mevcut seçim modelini kökten değiştiren Anayasa'nın yeni yorumuyla ulaşılmak istenen amaç, tüm yargıçların NCJ'ye seçilmek için eşit fırsatlara sahip olmalarını sağlamaktı. Ancak Mahkeme, Anayasa Mahkemesi'nin kararında yeni seçim modelinin yargının çıkarlarına ve fırsat eşitliğine neden ve nasıl daha iyi hizmet edeceğini ya da Anayasa'nın 186 § 1 maddesinde belirtildiği gibi, NCJ'nin mahkemelerin ve yargıçların bağımsızlığını koruma konusundaki birincil anayasal yükümlülüğünü etkileyip etkilemeyeceği ve eğer öyleyse, nasıl etkileyeceğini açıklamaya yönelik herhangi bir girişim tespit edememiştir.

Aynı şekilde, Anayasa Mahkemesinin değerlendirmesinde, Sözleşme içtihatları veya hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı ve yargının bağımsızlığına ilişkin Polonya Anayasası'nda da yer alan ve açıkça yeni yorumla alakalı olan temel Sözleşme ilkeleri hiç dikkate alınmamış görünmektedir.

Ayrıca, hem yerel hem de uluslararası düzeyde müteakip gelişmelerin gösterdiği gibi, Anayasa Mahkemesi, NCJ yargı üyelerinin seçim prosedüründeki değişikliğin gerekliliği ve meşruiyetine ilişkin algı ve değerlendirmesinde tecrit edilmiş görünmektedir.

240. Başlangıç olarak, 2017 Değişiklik Yasası haline gelecek olan ve NCJ'nin yargı üyelerinin Sejm tarafından seçilmesini öneren tasarı, erken aşamada, Avrupa standartlarına uygunluğu ve bu organın ve bir bütün olarak Polonya yargısının bağımsızlığı üzerindeki etkisi konusunda ciddi endişeler ortaya çıkardı.

241. AKPM, 11 Ekim 2017 tarihinde, “Avrupa Konseyi Devletlerinde hukukun üstünlüğüne yönelik yeni tehditler” başlıklı kararında, Polonya makamlarını NCJ hakkındaki 2011 Yasasını yargı üyelerinin seçim prosedürünü değiştirecek ve bu prosedür üzerinde siyasi kontrol oluşturacak şekilde değiştirmekten kaçınmaya çağırdı(bkz. yukarıdaki 136. paragraf).

242. AGİT/DKİHB ve Venedik Komisyonu sırasıyla 5 Mayıs 2017 ve 11 Aralık 2017 tarihlerinde yayınladıkları görüşlerinde, düşünülen değişikliklerin sonuçlarını değerlendirirken tek bir ağızdan konuştu.

AGİT/DKİHB, “önerilen değişikliklerin, özellikle kuvvetler ayrılığı ve yargının bağımsızlığı olmak üzere temel demokratik ilkelere ilişkin ciddi endişeler doğurduğunu”; “önerilen değişikliklerin ... halkın yargıya olan güvenini, yargının meşruiyetini ve güvenilirliğini de etkileyebileceğini” ve “değişikliklerin kabul edilmesi halinde, hukukun üstünlüğü ile yönetilen demokratik bir toplumun temellerini sarsabileceğini” söyledi. Önerilen değişiklik yasasının “bütünlüğü içinde yeniden gözden geçirilmesini ve yasa taslağı hazırlayanların ... yasayı benimsemeye devam etmemesini” tavsiye etti (bkz. yukarıdaki 128. paragraf).

Venedik Komisyonu, kendi adına, yargı konseylerinin kesin bileşimi değişiklik göstermekle birlikte, böyle bir konseye sahip devletlerle ilgili olarak, konsey üyelerinin en az yarısının eşitleri tarafından seçilen yargıçlar olması gerektiğinin yaygın olarak kabul edildiğini belirtti. Ayrıca, “2017 Değişiklik Yasası, on beş yargı üyesinin eşitleri tarafından seçilmediği, ancak yetkilerini Parlamento'dan aldığı için Avrupa standartlarıyla çelişiyor” dedi. Ayrıca, önerilen reformun, "NCJ'nin diğer altı üyesinin parlamenter olduğu ve diğer dördünün de resen üye olduğu veya Cumhurbaşkanı tarafından atandığı göz önüne alındığında", NCJ'nin siyasi adaylar tarafından domine edilmesine yol açacağı görüşünü de benimsemiştir. Yargı üyelerinin, NCJ hakkındaki 2011 Yasası'nda olduğu gibi (yukarıdaki 140. paragrafa bakınız) eşitleri tarafından seçilmesini tavsiye etmiştir.

243. CCJE, 12 Ekim 2017 tarihli görüşünde, NCJ üyelerini atama yetkisinin yargıdan yasama organına devredilmesinin siyasallaştırılmış bir seçim prosedürünün bir sonucu olarak ''siyasallaşmış yargıç üyeleri'' açısından ciddi bir riskle sonuçlanacağına ilişkin temel bir endişeye atıfta bulunarak yukarıdaki görüşleri paylaşmıştır. NCJ'nin yargı üyelerinin yargı tarafından seçilmeye devam etmesi gerektiğini ve önerilen değişikliğin "Polonya'da yargı bağımsızlığı açısından büyük bir geri adım" olduğunu değerlendirerek, değişikliğin kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı ilkeleri bakımından sonuçları için "derin endişe duyduğunu" da sözlerine eklemiştir(bkz. yukarıdaki 144. paragraf).

244. Yasanın yürürlüğe girmesini izleyen diğer uluslararası raporlar bu değerlendirmeyle aynı fikirdeydi.

BM Yargıçların ve Avukatların Bağımsızlığı Özel Raportörü, Polonya'daki görevinin ardından 5 Nisan 2018 tarihli raporunda, Polonya yargı sisteminin yeniden düzenlenmesinin, iktidar çoğunluğu tarafından aceleyle ve muhalefet, yargı ve sivil toplum aktörleri ile gerektiği şekilde istişare edilmeden gerçekleştirildiğini kaydetti ve 2017 Değişiklik Yasası'nın, yeni seçim usulüne ilişkin hükümlerin çıkarılması ve NCJ'nin on beş yargı üyesinin eşitleri tarafından seçilmesini sağlanarak, “Yargının bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığına ilişkin Anayasa ve uluslararası standartlara uygun hale getirilecek şekilde değiştirilmesini” tavsiye etti(bkz. yukarıdaki paragraf 127). Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri, Polonya ziyaretinin ardından 28 Haziran 2019'da yayınladığı raporunda, yeni oluşturulan NCJ'nin oluşumu ve bağımsızlığına ilişkin ciddi endişelerini dile getirdi ve yasama organına üyelerini seçme görevini vermenin bağımsızlığını baltaladığını değerlendirmiştir(bkz. yukarıdaki 135. paragraf).

GRECO, Haziran 2018 ve Aralık 2019 tarihli iki ardışık raporunda, Polonya'nın 2017 Değişiklik Yasasını, üyelerinin en az yarısının eşitleri tarafından seçilen yargıçlar olmasını sağlayacak şekilde değiştirmesini tavsiye etti (bkz. yukarıdaki 147-148. paragraflar).

245. 17 Eylül 2018'de ENCJ'nin Olağanüstü Genel Kurulu, NCJ'nin artık “adaletin bağımsız olarak sağlanmasında yargının desteklenmesi konusundaki nihai sorumluluğunu” garanti etmediğine inanarak, bir üyenin yürütmeden bağımsız olması gerektiğine dair yasal kuralına uymadığı için kuruluştaki(NCJ'nin) üyeliğini askıya aldı. 2020 ENCJ Yürütme Kurulu'nun NCJ'nin kuruluştan çıkarılmasına ilişkin teklifi, diğer şeylerin yanı sıra, yargıçların bağımsızlığına ve etkinliğine ilişkin AB hukukunun uygulanmasını baltalanmasına ve Avrupa Özgürlük, güvenlik ve adalet alanının çıkarlarına ve temsil ettiği değerlere aykırı hareket edilmesine dayanıyor(du)(bkz. yukarıdaki 175-176. paragraflar).



Karar daha çevirim aşamasındadır. Yakında gerekli düzeltmeler yapılıp devamı da eklenecektir.

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

MERSİN (...) SULH HUKUK MAHKEMESİNE TEMSİL KAYYIMI TALEP EDEN / DAVACI: .............................. (TC: ...............................) VEKİLİ : Av. Enes TEKER TEMSİL KAYYIMI TALEP EDİLEN : .

(1) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde adli kontrol süresi en çok iki yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek bir yıl daha uzatılabilir. (2) Ağır ceza mahkemesinin