top of page

 

Lütfen yorumlarınızı, önerilerinizi veya düzeltmelerinizi iletmekten çekinmeyin.

Sınır Dışı Etme ve İdari Gözetim

  • 2 gün önce
  • 8 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 1 gün önce


Sınır dışı etme ve idari gözetim

Yabancılar hukuku, devletlerin egemenlik yetkisi ile bireylerin temel hak ve özgürlükleri arasındaki hassas dengeyi konu alan dinamik bir hukuk dalıdır. Küreselleşen dünyada artan insan hareketliliği, devletleri bir yandan ulusal güvenliklerini ve kamu düzenlerini korumaya sevk ederken, diğer yandan bireylerin evrensel nitelikteki insan haklarına saygı gösterme yükümlülüğünü beraberinde getirmektedir. Bu bağlamda, yabancıların ülkede kalışına son verilmesini ifade eden sınır dışı etme ve bu sürecin yürütülmesi sırasında başvurulan idari gözetim tedbiri hem idare hukuku hem de insan hakları hukuku bakımından önemli tartışma alanları yaratmaktadır. Bu yazıda, sınır dışı etme ve idari gözetim kavramları, Türkiye'deki yasal düzenlemeler, uluslararası standartlar ve yargı içtihatları ışığında kısaca ele alınacaktır.


Sınır Dışı Etme Kavramı ve Hukuki Niteliği


Sınır dışı etme, en genel tanımıyla, bir devletin ülkesinde bulunan yabancı bir kimsenin, yetkili makamlar tarafından alınan bir kararla, ülke topraklarını terk etmeye zorlanmasıdır. Türk hukukunda sınır dışı etme, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun 52. maddesinde tanımlanmış olup, yabancının menşe ülkesine, transit gideceği ülkeye veya üçüncü bir ülkeye gönderilmesini ifade eder. Bu karar, kural olarak Göç İdaresi Genel Müdürlüğü'nün talimatı üzerine veya resen valilikler tarafından alınmaktadır.


Sınır dışı etme işlemi, hukuki niteliği itibarıyla idari bir işlemdir. Bu nedenle, idari işlemlerin tabi olduğu yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları bakımından hukuka uygunluk denetimine tabidir. Ancak sınır dışı etme işlemini diğer idari işlemlerden ayıran en önemli özellik, sonuçlarının bireyin yaşam hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı ile işkence ve kötü muamele yasağı gibi en temel insan haklarıyla doğrudan bağlantılı olmasıdır. Bu nedenle sınır dışı etme yetkisinin kullanımı, yalnızca iç hukuk kurallarıyla değil, aynı zamanda uluslararası insan hakları sözleşmeleriyle de sıkı bir şekilde sınırlandırılmıştır.


Anayasal Çerçeve ve Uluslararası Yükümlülükler


Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 16. maddesi, yabancıların temel hak ve özgürlüklerinin, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabileceğini hükme bağlamıştır. Bu düzenleme, devlete yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alma yetkisi tanımakla birlikte, bu yetkinin kullanımını iki temel koşula bağlamaktadır: kanunilik ve milletlerarası hukuka uygunluk.


Anayasa'nın 90. maddesi ise uluslararası sözleşmelerin iç hukuktaki konumunu düzenlemektedir. Bu maddeye göre, usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir ve bunlar hakkında Anayasa'ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi'ne başvurulamaz. Daha da önemlisi, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda, milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır. Bu düzenleme, özellikle sınır dışı etme işlemlerinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi gibi temel insan hakları belgelerinin doğrudan uygulanmasını zorunlu kılmaktadır.


Sınır Dışı Etme Kararının Şartları


6458 sayılı Kanun'un 54. maddesi, hakkında sınır dışı etme kararı alınabilecek yabancıları sınırlı sayıda (numerus clausus) belirlemiştir. Bu düzenlemeye göre, aşağıdaki kategorilerde yer alan yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınabilmektedir:

a) 5237 sayılı Kanunun 59 uncu maddesi kapsamında sınır dışı edilmesi gerektiği değerlendirilenler

b) Terör örgütü yöneticisi, üyesi, destekleyicisi veya çıkar amaçlı suç örgütü yöneticisi, üyesi veya destekleyicisi olanlar

c) Türkiye’ye giriş, vize ve ikamet izinleri için yapılan işlemlerde gerçek dışı bilgi ve sahte belge kullananlar

ç) Türkiye’de bulunduğu süre zarfında geçimini meşru olmayan yollardan sağlayanlar

d) Kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar

e) Vize veya vize muafiyeti süresini on günden fazla aşanlar veya vizesi iptal edilenler

f) İkamet izinleri iptal edilenler

g) İkamet izni bulunup da süresinin sona ermesinden itibaren kabul edilebilir gerekçesi olmadan ikamet izni süresini on günden fazla ihlal edenler

ğ) Çalışma izni olmadan çalıştığı tespit edilenler

h) Türkiye’ye yasal giriş veya Türkiye’den yasal çıkış hükümlerini ihlal edenler ya da bu hükümleri ihlale teşebbüs edenler

ı) Hakkında Türkiye’ye giriş yasağı bulunmasına rağmen Türkiye’ye geldiği tespit edilenler

i) Uluslararası koruma başvurusu reddedilen, uluslararası korumadan hariçte tutulan, başvurusu kabul edilemez olarak değerlendirilen, başvurusunu geri çeken, başvurusu geri çekilmiş sayılan, uluslararası koruma statüleri sona eren veya iptal edilenlerden haklarında verilen son karardan sonra bu Kanunun diğer hükümlerine göre Türkiye’de kalma hakkı bulunmayanlar

j) İkamet izni uzatma başvuruları reddedilenlerden, on gün içinde Türkiye’den çıkış yapmayanlar

k) Uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından tanımlanan terör örgütleriyle ilişkili olduğu değerlendirilenler.


Geri Gönderme Yasağı


Sınır dışı etme sürecinin en temel ilkelerinden biri, uluslararası hukukta "non-refoulement" olarak adlandırılan geri gönderme yasağıdır. Bu ilke, 6458 sayılı Kanun'un 4. maddesinde açıkça düzenlenmiş olup, hiç kimsenin işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemeyeceğini hükme bağlamaktadır.


Geri gönderme yasağının uluslararası hukuktaki temel kaynağı, Türkiye'nin de taraf olduğu 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi'nin 33. maddesidir. Bu maddede, taraf devletlerin bir mülteciyi, ırkı, dini, vatandaşlığı, belirli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi görüşleri nedeniyle hayatı veya özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelere hiçbir şekilde geri göndermeyeceği veya iade etmeyeceği düzenlenmiştir. Her ne kadar aynı maddede, bulunduğu ülkenin güvenliği için tehlike oluşturduğuna dair ciddi gerekçeler bulunan veya özellikle ciddi bir suçtan mahkûm olup ülke için tehlike oluşturan mülteciler için istisna öngörülmüşse de bu istisna dar yorumlanmalıdır.


Anayasa Mahkemesi, geri gönderme yasağına ilişkin içtihadında önemli ilkeler belirlemiştir; kötü muameleye maruz kalma riski bulunan ülkeye sınır dışı edilme iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda, başvurucunun öncelikle savunulabilir, makul ve belirli bir ciddiyet düzeyine ulaşan bir iddia ortaya koyması gerektiğini belirtmektedir. Başvurucunun, gönderileceği ülkede maruz kalacağını iddia ettiği riski somutlaştırması, bu iddiasını mümkünse bilgi ve belgelerle desteklemesi beklenmektedir. Bu koşulların sağlanması halinde ise idari ve yargısal makamlar, resen araştırma yükümlülüğü kapsamında, başvurucunun gönderileceği ülkedeki insan hakları durumuna ilişkin ulusal ve uluslararası raporları da dikkate alarak kapsamlı bir inceleme yapmakla yükümlüdür.


Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de içtihadında geri gönderme yasağının kapsamını geniş yorumlamaktadır. Mahkeme, Soering v. Birleşik Krallık kararında, bir kişinin sınır dışı edilmesi halinde işkence veya kötü muameleye maruz kalma konusunda "gerçek bir risk" bulunması durumunda, sınır dışı eden devletin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesi kapsamında sorumluluğunun doğacağını hükme bağlamıştır.


Sınır Dışı Etme Yasağı Kapsamındaki Kişiler


6458 sayılı Kanun'un 55. maddesi, belirli kategorilerdeki yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınmasını açıkça yasaklamıştır. Bu yasak kapsamına giren ilk grup, sınır dışı edileceği ülkede ölüm cezasına, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı konusunda ciddi emare bulunanlardır. Bu düzenleme, geri gönderme yasağının somut bir yansımasıdır.


İkinci olarak, ciddi sağlık sorunları, yaşlılık ve hamilelik durumu da dahil olmak üzere seyahat etmesi riskli görülenler hakkında sınır dışı etme kararı alınamaz. Bu hüküm, özellikle tıbbi tahliyenin yaşam hakkını tehdit edebileceği durumlarda önemli bir koruma sağlamaktadır.


Üçüncü yasak kategorisi, hayati tehlike arz eden hastalıkları için tedavisi devam etmekte olan ve sınır dışı edileceği ülkede tedavi imkanı bulunmayan kişileri kapsamaktadır.


Dördüncü olarak, insan ticareti mağdurları hakkında, mağdur destek programlarından yararlanmakta oldukları sürece sınır dışı etme kararı alınamamaktadır.


Son olarak, psikolojik, fiziksel veya cinsel şiddet mağdurları, tedavileri tamamlanıncaya kadar sınır dışı edilemezler. Bu düzenleme, travma yaşayan mağdurların korunması ve rehabilitasyon süreçlerinin tamamlanması açısından önemli bir güvencedir.


Sınır Dışı Etme Süreci ve Yargısal Denetim


Sınır dışı etme kararı, 6458 sayılı Kanun'un 53. maddesi uyarınca, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü'nün talimatı üzerine veya resen valilikler tarafından alınır. Kararın gerekçeli olması zorunludur ve gerekçeleriyle birlikte hakkında sınır dışı etme kararı alınan yabancıya veya yasal temsilcisine tebliğ edilir. Tebligat sırasında, yabancıya kararın sonuçları, itiraz usulleri ve süreleri hakkında da bilgi verilmesi gerekmektedir. Bu bilgilendirme yükümlülüğü, etkili başvuru hakkının kullanılabilmesi için vazgeçilmez bir usuli güvencedir.


Sınır dışı etme kararına karşı yargı yolu açıktır. Yabancı veya yasal temsilcisi ya da avukatı, sınır dışı etme kararının tebliğinden itibaren yedi gün içinde idare mahkemesine başvurabilir. Bu süre, hak düşürücü niteliktedir ve yargısal denetim talebinin süresinde yapılması hayati önem taşımaktadır. İdare mahkemesine başvurulması halinde, yabancının rızası saklı kalmak kaydıyla, yargılama sonuçlanıncaya kadar sınır dışı etme işlemi uygulanmaz. Bu düzenleme, telafisi imkansız zararların önlenmesi açısından kritik bir güvencedir. Mahkemenin vereceği karar kesin niteliktedir, yani istinaf veya temyiz yolu kapalıdır. Bu durum, sınır dışı etme sürecinin hızlı işlemesi amacına hizmet etmekle birlikte, yargısal denetimin etkinliği bakımından eleştirilere konu olabilmektedir.


İdari Gözetim


İdari gözetim, sınır dışı etme işleminin etkin bir şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla, yabancının özgürlüğünün idari bir kararla geçici olarak sınırlandırılmasıdır. Bu tedbir, 6458 sayılı Kanun'un 57. maddesinde düzenlenmiştir. İdari gözetimin en önemli özelliği, cezai bir yaptırım niteliği taşımamasıdır. Nitekim bu tedbir, bir suçun karşılığı olarak değil, idari bir işlemin uygulanmasını temin etmek amacıyla başvurulan istisnai bir önlemdir. Bununla birlikte, idari gözetim tedbiri, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına doğrudan müdahale niteliği taşımaktadır. Anayasa'nın 19. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. maddesi, kişi özgürlüğünün ancak belirli hallerde ve kanunda öngörülen usule uygun olarak sınırlanabileceğini düzenlemektedir. Bu nedenle idari gözetim, yalnızca kanunda belirtilen şartların varlığı halinde ve ölçülülük ilkesi çerçevesinde uygulanabilecek bir tedbirdir.


İdari Gözetim Kararının Şartları


6458 sayılı Kanun'un 57. maddesi, hakkında sınır dışı etme kararı alınan yabancılar bakımından idari gözetim kararı verilebilmesini belirli koşullara bağlamıştır. Bu koşullar şunlardır:


Birincisi, kaçma ve kaybolma riskinin bulunmasıdır. Bu riskin değerlendirilmesinde, yabancının Türkiye'deki bağlantılarının kuvveti, ikamet durumu, ailevi ilişkileri ve daha önceki davranışları gibi objektif kriterler dikkate alınmalıdır.


İkincisi, Türkiye'ye giriş veya çıkış kurallarının ihlal edilmesi durumudur. Yasa dışı yollardan giriş, sahte belge kullanımı veya vize ihlali gibi durumlar bu kapsamda değerlendirilmektedir.


Üçüncüsü, sahte veya asılsız belge kullanılmasıdır. Bu durum, yabancının genel güvenilirliğini zedeleyen ve kaçma riskini artıran bir faktör olarak kabul edilmektedir.


Dördüncüsü, kendisine tanınan süre içinde Türkiye'den ayrılmamasıdır. Bu durum, yabancının sınır dışı kararına gönüllü olarak uymayacağının göstergesi sayılmaktadır.


Beşincisi, kamu düzeni, kamu güvenliği veya kamu sağlığı açısından tehdit oluşturulmasıdır. Bu kategori, idareye belirli ölçüde takdir yetkisi tanımakla birlikte, bu yetkinin somut gerekçelere dayandırılması ve keyfi kullanılmaması esastır.


Önemle belirtmek gerekir ki, bu şartların varlığı halinde dahi idari gözetim kararı verilmesi zorunlu değildir. İdare, her somut olayda ölçülülük ilkesini gözetmek ve mümkünse daha hafif tedbirleri uygulamakla yükümlüdür.


İdari Gözetimin Süresi ve Periyodik Denetim


İdari gözetim süresi, 6458 sayılı Kanun'un 57. maddesinde açıkça sınırlandırılmıştır. Buna göre, idari gözetim süresi altı ayı geçemez. Ancak, sınır dışı etme işlemlerinin yabancının iş birliği yapmaması veya ülkesiyle ilgili yanlış ya da eksik bilgi vermesi nedeniyle tamamlanamaması halinde, bu süre en fazla altı ay daha uzatılabilir. Bu düzenleme, toplam idari gözetim süresinin azami on iki ay ile sınırlandırıldığını göstermektedir.


İdari gözetim kararının devamlılığı konusunda önemli bir güvence, periyodik denetim mekanizmasıdır. Kanun, idari gözetimin devamının gerekip gerekmediğinin valilik tarafından her ay düzenli olarak değerlendirilmesini zorunlu kılmıştır. Bu değerlendirme sonucunda, idari gözetimin devamında zaruret görülmemesi halinde, yabancı derhal serbest bırakılır. Bu durumda idari gözetim sonlandırılmakla birlikte, yabancı hakkında daha hafif yükümlülükler uygulanabilir. Periyodik denetim, idari gözetimin dinamik bir tedbir olmasını ve keyfi olarak uzatılamamasını temin eden önemli bir güvencedir.


İdari Gözetime Alternatif Yükümlülükler


Ölçülülük ilkesinin bir gereği olarak, 6458 sayılı Kanun, idari gözetim yerine uygulanabilecek alternatif yükümlülükler düzenlemiştir. Bu yükümlülükler, idari gözetimin son çare (ultima ratio) olması gerektiği anlayışının hukuki yansımasıdır. Kanunda öngörülen alternatif yükümlülükler şunlardır:


Belirli adreste ikamet etme yükümlülüğü, yabancının belirlenen bir adreste yaşamasını ve adres değişikliklerini yetkili makamlara bildirmesini gerektirir. Bu yükümlülük, yabancının kontrol altında tutulmasını sağlarken özgürlüğünün tamamen kısıtlanmasını önler.


Düzenli bildirimde bulunma yükümlülüğü, yabancının belirli aralıklarla yetkili makamlara başvurarak durumunu bildirmesini öngörür. Bu yükümlülük, özellikle kaçma riski düşük olan yabancılar bakımından etkili bir alternatif olabilmektedir.


Geri dönüş danışmanlığı, yabancının gönüllü geri dönüşünü teşvik etmek ve bu süreci kolaylaştırmak amacıyla sunulan destek hizmetidir.


Kamu yararına hizmetlerde gönüllü çalışma, yabancının belirli kamu hizmetlerinde gönüllü olarak çalışmasını öngören alternatif bir yükümlülüktür.


Teminat gösterme yükümlülüğü, yabancının belirli bir miktar parayı teminat olarak yatırmasını gerektirir. Bu yükümlülük, yabancının sınır dışı kararına uymasını mali olarak teşvik etmeyi amaçlar.


Elektronik izleme, teknolojik araçlar kullanılarak yabancının hareketlerinin kontrol altında tutulmasını sağlar. Bu yöntem, özellikle kaçma riski yüksek olan yabancılar bakımından idari gözetime alternatif olarak düşünülebilir.


Bu alternatif yükümlülüklerin uygulanması konusunda idareye takdir yetkisi tanınmıştır. Ancak idare, bu yetkisini kullanırken somut olayın özelliklerini, yabancının kişisel durumunu ve ölçülülük ilkesini dikkate almak zorundadır.


İdari Gözetime Karşı Yargısal Denetim


İdari gözetim kararına karşı etkili bir yargısal denetim mekanizması öngörülmüştür. 6458 sayılı Kanun'un 57. maddesi uyarınca, idari gözetim kararına karşı yabancı veya yasal temsilcisi ya da avukatı sulh ceza hâkimliğine başvurabilir. Bu başvuru, idari gözetim kararının uygulanmasını kendiliğinden durdurmaz; ancak yargısal denetim mekanizmasının hızlı bir şekilde işlemesi sağlanır. Sulh ceza hâkimliği, başvuruyu en kısa sürede inceleyerek bir karar verir. Bu inceleme sırasında hâkimlik, yalnızca idari gözetimin kanuni şartlarının bulunup bulunmadığını değil, aynı zamanda tedbirin gerekliliğini ve ölçülülüğünü de değerlendirir. Hâkimlik, idari gözetimin hukuka aykırı olduğu kanaatine varırsa, yabancının derhal serbest bırakılmasına karar verebilir. Bu karar kesin niteliktedir.

Ayrıca, idari gözetim altında bulunan yabancı veya temsilcisi, şartlarda değişiklik olduğu iddiasıyla yeniden sulh ceza hâkimliğine başvurabilir. Bu düzenleme, idari gözetimin devamı süresince yargısal denetimin sürekliliğini sağlamaktadır.


Geri Gönderme Merkezleri ve İnsan Hakları Standartları


İdari gözetim altına alınan yabancılar, geri gönderme merkezlerinde tutulmaktadır. Bu merkezler, sınır dışı etme sürecinin fiilen yürütüldüğü idari alanlardır. Geri gönderme merkezlerinin fiziki koşulları, sağlık hizmetlerine erişim, haberleşme imkanları ve diğer yaşam koşulları, insan onuruna yaraşır asgari standartları karşılamak zorundadır.


Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ve uluslararası standartlar, özgürlüğünden mahrum bırakılan kişilerin tutulma koşullarının insan onuruna uygun olmasını zorunlu kılmaktadır. Geri gönderme merkezlerindeki koşulların yetersiz olması, idari gözetimin kendisini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesi kapsamında kötü muamele yasağının ihlali haline getirebilir.

1 Yorum


adem şenateş
adem şenateş
bir gün önce

Gerçekten işini hakkıyla yapan, güven veren ve her aşamada detaylı bilgilendiren bir avukat. Süreci titizlikle yönetti, sayesinde içim çok rahattı. İlgi, tecrübe ve sonuç odaklı yaklaşımı için gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.Abi gibi yaklaşımıyla güven veren, her an yanında hissettiren bir avukat. Teşekkürler Enes Bey Allah razı olssun her konuda


Beğen
bottom of page